BU ZAMANDA İMAM OLMAK

Bilal ÜNSAL

Dünyanın en güzel mesleklerinden birisidir imamlık. Çünkü Peygamber mesleğidir. Onun cübbesini giymek, onun mihrabında oturmak, minberinden insanlara hitab etmek çok ayrı bir haz verir insana ve çok büyük bir saadettir bu. Her hafta yüzlerce belki binlerce insan sizin arkanızda saf tutar. Sizin onlara nakledeceğiniz kudsî mesajları dinler. O saflarda halkın her tabakasından insan vardır... Zengin-fakir, amir-memur, patron-işçi, devlet başkanı-müstahdem... Her kesimden, her yaştan kişiler. Bu manzara ayrı bir gurur ve mutluluk yaşatır insana.

Bu güzelliklerle birlikte işin sorumluluğu da çok fazladır. Bu sorumluluğu omuzlarınızda bütün ağırlığı ile hissedersiniz. İnsan bazen bu ağrırlığın altında ezilir. Bazen de onurla, gururla ve başarı ile bu sorumluluğu taşır. İşte o zaman saadet ve itibar katlanır ve insan daha ayrı bir sever mesleğini.

Ama çoğunlukla zordur imamlık, bu zamanda. Çünkü sarığınız beyazdır leke götürmez. O mihrap, o cübbe, o sarık kirletilmemelidir. Mesleğin onuruna ve ismine leke sürülmemelidir. Zira Peygamberin varisi tertemiz olmalıdır. Bazı şeylerin bırakın vukuunu, şüyuuna bile izin verilmemelidir.

Bu işi toplum zaman zaman daha da zor hale getirir. Son günlerin meşhur bir ifadesi ile “Mahalle baskısı” bazen üst seviyede hissettirir kendini. Genç yaşta imam olduğunuz için herkes gibi gençlik duygularınızı özgürce yaşayamazsınız. Gençliğin hissettirdiği ve yaşattığı uçarılıklar sizin için yasaktır. Attığı her adıma, söylediği her söze, dikkat etmek zorundadır imam. Öyle ulu orta aklına geleni veya istediğini yapamaz. İmam dediğin “ağır” olmalıdır. Hafifmeşreplik ona yakışmaz.

Onun nişanlılık dönemi de düğünü de farklı olmalıdır. İmamca bir süreç yaşanmalıdır. İmamın eşi de imam gibi her sözüne her adımına dikkat etmek zorundadır. Onun yaptığı hatalar da doğrudan imama mal edilir. Bu yüzden o da “oturaklı” bir hanım olmalıdır. O’nun eğitim seviyesi, konuları bilmesi bilmemesi kimsenin umurunda değildir. Değilmiki imamla evlenmiştir, diğer hanımlar gibi olamaz, o da imam gibi davranmak zorundadır. Aksi takdirde mahalleden zılgıt gelir “İmam hanımı öyle mi yapar”. Zordur imam hanımı olmak. 

İmam çocukları da diğer çocuklara benzememelidir. 5-6 Çocuk beraberce bir kabahat işleseler önce azarı imamın çocuğu işitir: “Sen utanmıyor musun, bir de imam çocuğu olacaksın...” O’nun da bir çocuk olduğu unutulur. Müsamaha konusunda imamların hanımlarına ve çocuklarına cimrilik yapılır. Zordur imam çocuğu olmak.

İmamlık da zordur. Çoğunlukla yedi gün yirmi dört saat görev yaparsınız; cenazesi olan sizi bulur, düğün yapan sizi bulur, çocuğu olan sizi bulur, hasta olan sizi bulur, hatta köylerde akşam dağdan hayvanı eve dönmeyen de sizi bulur “Dua ediver de hayvanıma bir şey olmasın” diye. O da yetmez cami derneğinin, köy derneğinin ve halkın resmî ve gayri resmî işlerinde bile bazen sekreter, bazen muhasebeci ve bazen de arzuhalcilik işleri sizi bekler. Bunların hiç birisinde mesai mefhumu yoktur. Ne zaman ihtiyaç hâsıl oldu o zaman imama müracaat edilir. Gecenin birinde bir buçuğunda yatağından kaldırılıp nikâha götürülen imam sayısı hiç az değildir.

Bu şartlarda yıllarca özveri ile hizmet edersiniz, bir seferinde meşru bir mazerete binaen istenileni yapamazsınız ve hayır dersiniz. Sizden kötü kimse olmaz. Ulaşabildiği her makama sizi şikâyet eder. İsimli isimsiz her şikâyet yetkili mercilerce gayet ciddiyetle ele alınır. Çünkü bu soruşturma ile imam arkadaş temize çıkarılmalıdır.(!)

Sonra birileri oturur “Hocalar ne iş yapıyor sabahtan akşama akşamdan sabaha yatıyorlar” der. Hâlbuki ibadetleri ve camiyi yönetmek ten başka daha neler neler yapmıştır o imam. Meselâ bu sözü söyleyen kişinin kulağına ilk ezanı bir imam okumuştur. Sünnetinde, nişanında ve düğününde duayı da bir imam yapmıştır. Çocukken dini bilgileri ve Kur’an eğitimini de ona yine bir imam vermiştir. Babası veya annesi hastalandığında ve ölüm döşeğinde onların yanında bir imam bulunmuş, Kur’an okumuş ve dînî telkinde bulunmuştur. Onların cenazeleri ile ilgili bütün işleri de yine bir imam yapmıştır. Bütün bunları ve daha pek fazlasını unutmuş imamların ne yaptıklarını sorgulamaktadır.        

Bütün bunların yanında imamlığın zorluklarının başında mutlaka geçim derdi gelmektedir. İmamların sahip oldukları kötü şöhretin sebeplerinin başında bu sıkıntı vardır. Ama biz burada ona çok temas etmek istemiyoruz. Çünkü bu konuyu bir açacak olsak hemen herkesten “Bedava evde oturuyorsunuz daha bir de laf mı ediyorsunuz” gibi tenkitlerle karşı karşıya kalmamak işten bile değildir. Hâlbuki pek çok imamın oturduğu yerleri o insanlara teklif etseniz kabul etmezler. İdarecilerle alakalı sıkıntılara hiç girmeye gerek yok.

İmamlar görevli olarak yani hacılara rehberlik yapmak için kutsal topraklara hacca giderler. Bu vazife oraya gidilmeden yapılamaz. Herhangi bir görevli olmadan da insanların pek çoğu hatasız ve doğru olarak hac vazifesini yerine getiremezler. Yani imamların orada bulunmalarının sebebi sadece o insanlara hizmet etmektir. İmamların pek çoğu bu vazifeyi yerine getirirken meydana gelen olumsuzluğun sorumlusu olarak görülüp hacılar tarafından “sen buraya benim sayemde geldin” sözüne maruz kalmış ve adeta asalak muamelesi görmüştür. 

İmamın arabası, evi, evinin içindeki eşyalar, giysileri, vs. çoğu zaman göze batar ve O’na çok görülür. Herkes kendi geliri ile veya konumu ile imamları kıyaslar. Allah muhafaza eğer imamları azıcıkta olsa üstün görürse vay haline imamların. Koca bir sosyologumuz bile yakın bir zamanda belki de siyasi bir mülahaza ile öğretmenlerle imamları kıyaslamaktan geri durmamıştır.

İmamlar bütün bunlarla birlikte gerek medyada bazı film ve dizilerde gerekse halk arasında mizah konusu ve alay konusu yapılmakta, bazen de hakarete varan davranışlara maruz kalmaktadır. İmamlar yemeyi sever, parayı sever (hâlbuki parayı da yemeyi de her kes sever) gibi ve daha ağır ifadelerle Peygamberimizin ruhaniyetini rencide edecek pek çok söz söylenir. Bu konu da zaman zaman meslektaşlarımızın da hataları elbette mevcuttur.

Elbette her imam böyle bir hayat yaşamamış olabilir. Muhakkak ki bu söylediklerimizin birçoğuna muhatap olmamış meslektaşlarımız da vardır. Ama bunların pek çoğuna belki de hepsine maruz kalmış imam sayısı hiç de az olmasa gerektir. Bu sebeple yukarda anlattığımız sıkıntıları görmezden gelmek de doğru değildir. Tabi ki içimizdeki çürük elmaları da yok saymak doğru olmaz. Yine de zordur imam olmak.

İşin en kötü tarafı bütün bu zorluklar ve rejim sıkıntılarından kaynaklanan dine ve din adamına duyulan güven bunalımı, imamların kendilerine güven duymada ve meslekleri ile gurur duyma hususunda zafiyet oluşturmaktadır. Bunun neticesi olarak bir kısım araştırmalarda da ortaya konulduğu gibi bazı imamların ve ailelerinin mesleklerini gizleme durumunda kaldıkları görülmektedir.

Bütün bu zorluklara rağmen çok güzel bir meslektir imamlık. Namazın sonunda cemaate yüzünüzü döndüğünüzde, tepenizde kutsal kubbeyi görüp, karşınızda cemaatinizle kurduğunuz o manevi bağla bütün bu olumsuzlukları unutur, imam olduğunuz için Allah’a hamd edersiniz.

Öğrencinizin karşınıza gelip “Hocam Fatihayı ezberledim” deyip okumaya başladığında ne yorgunluk ne üzüntü ne de keder kalır insanda ve Elhamdülillah der şükredersiniz.

Cemaatinize sohbet ederken “Allah’tan hakkiyle ancak âlimler korkar” emri ilahisini anlatırken ve “müezzinlerin boyları mahşer günü herkesten uzun olacak” beşareti Rasülullahı haber verirken imam olduğunuz içi bir kere daha Allah’a hamd edersiniz.

Bütün kâinata “Allahü ekber” sedaları ile O’nun adını ve büyüklüğünü haykırmanın hazzını duyar, “Halife olmasam müezzin olurdum” diyen Hz. Ömer’in gıpta ettiği bir yerde bulunmanın farkına varır ve bir kere daha Allah’a şükredersiniz.

Zordur ama çok güzeldir imamlık. 

Not:Burada kastedilen sadece İmam-Hatipler değildir. Din hizmeti veren imam-hatip, müezzin-kayyım, vaiz,müftü vs. dir. 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !